|
olu dolu yaşanası hayat.. seni yaşayacağım...
|
|
EVLİ ÇİFTLERİN BİRBİRİNE KARŞI GÖREVLERİ
Evlilik ve insan ilişkilerinin temeli sevgi, saygı ve güvene
bağıdır. Bu bağlar aynı zamanda evliliğin temel ihtiyaçlarıdır.
Bir erkeğin evde güven ortamı oluşturması, eve ekmek getirmesinden
daha önemlidir. Evde sıcak bir atmosferin oluşması, iki tarafın da
kendini değerli hissetmesine yol açar. Evlilik terapilerine gelen
kadınların önemli şikayetlerinden birisi, 'benim evimdeki
eşyalardan hiç farkım yok, evimde değerli değilim' şeklindedir.
Kendini böyle kıymetsiz hisseden bir insan evliliği yürütemez. Bu
bakımdan, değerli olma duygusu, evlilikteki temel ihtiyaçlardan
biridir.
Evlilikte, yakınlık ve dayanışma duygusu da ön plandadır.
'Sıkıntıya düştüğüm, hasta olduğum ya da güçsüzleştiğim zaman bana
yardım edilebilir, sahip çıkılabilir, yalnız değilim' düşüncesi
kadına kendini güvende hissettirir. Bunun yanı sıra sorumluluk
duygusu evlilikteki sorunların çözülmesine yardımcı olur. Eşlerde
bireysel tepki yerine, ortak tepki gelişmeli, 'eşimle beraber ne
yapabiliriz?' düşüncesi yerleşmelidir. Evliliğe hazır olmayanlar,
tek kişilik tatil planları yapar, alışverişe gittiklerinde sadece
kendileri için alışveriş yaparlar. Bu, 'biz' olamamaktan
kaynaklanan bir olgudur ve değişim gerektirir. Çiftler değerli
olma, kendini güvende hissetme, paylaşma ve sorumluluk duygusu
gibi, evlilikteki temel ihtiyaçların farkına varmalıdır. Çünkü
evlilik sadece aynı ortamı değil, aynı duyguları da paylaşmaktır.
Evlilikte fiziksel olduğu gibi psikolojik beraberlik de, fiziksel
iletişim gibi psikolojik iletişim de vardır. Mesela, Don Quijote (Kişot)
ile Sancho Panza (Sanço), bütün dünyayı birlikte dolaştıkları ve
fiziksel olarak çok yakın oldukları halde, ruhsal olarak
birbirlerinden çok uzaktırlar. Birinin zevk, hayal ve düşünceleri
başka, diğerininki başkadır. Evliliği evlilik yapan da fiziksel
olandan çok, psikolojik beraberliktir. Psikolojik beraberlik,
kişilerin birbirine değil, aynı noktaya ve aynı hedefe bakması
demektir. Eşlere bu bilinç yerleşirse, evlilik kaliteli ve uzun
ömürlü olabilir.
Aslında ideal üretim, iyi çocuk yetiştirmektir. Bu bir toplumun
iyi fabrika kurmasından veya iyi sanatçı yetiştirmesinden önce
gelen görevidir. Kadının evdeki rolü küçümsendiğinde, iyi nesiller
yetiştirme de küçümsenmiş olur. Kadını kadın yapan rollerin
güçlenmesi, kadını daha kuvvetli kılacaktır. Önemli olan, kadının
erkek gibi davranması değil, aradaki farkların korunmasıdır. Bu
sebeple evdeki işlerin yöneticisi kadın, dışarıdaki işlerin
yöneticisi erkek olmalı, kararlar beraber alınmalıdır. Çiftlerin
aileyi nerede ve nasıl temsil edeceği aradaki anlaşmaya bağlı
olarak değişebilmelidir.
Kültürel ve dini değerlerimiz, evin ekonomik ve mali sorumluluğunu
erkeğe vermiştir. Buna karşılık erkek, 'koltuklar nereye
yerleşecek, yemek ne olacak, tablo nereye asılacak?' gibi
konularda son sözü eşine bırakmalıdır. Böyle bir paylaşım, hem
farklılıkları korur, hem de dengeyi sağlar.
Sonuç olarak; kadın erkek eşitliğinin gerektiği gibi
yaşanabilmesinde, cinsel kimlik sınırlarının korunması önemlidir.
Cinsel kimliği bozucu davranışlar hem kişilerin psikolojik doğası,
hem de insanlığın geleceği açısından onaylanmamalıdır. Bu durum
insanın mutlu olmasını engelleyecek, uzun vadede olumsuz toplumsal
sonuçlar doğuracaktır.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
|
|
Dolu dolu yaşanası hayat.. seni yaşayacağım...
|