|
olu dolu yaşanası hayat.. seni yaşayacağım...
|
|
EVLİLİKTE STRES KAYNAKLARI
"Uzun ilişkiler karşı tarafın eksikliklerini abartır,
üstünlüklerini küçümser."
Aile terapistlerine en çok sorulan soru şudur: "Evliliğin
yıkılmasını neye bağlıyorsunuz? Ekonomik sıkıntılar mı?
Konuşamamak mı? Parasızlık mı? Kıskançlık mı? Sadakatsizlik mi?
İlgisizlik mi? Eğitimsizlik mi? Kişilik çatışması mı?.."
Bunların çoğu birer belirtidir.Gerçek sebep sevgi , saygı ve güven
bağlarını zayıflatan herhangi bir şeydir.Evliliği bir arada tutan
harcın malzemeleri sevgi , saygı ve güvenden oluşur.
1- İLGİSİZLİK
Sevgi bir ateştir. Sürekli yakılması ve beslenmesi gerekmektedir.
İlgilenilmediğin de ateş nasıl sönerse sevgi ateşi de öyle söner
gider.
Sevgiyi ateşleyen birinci şey ilgidir. Ateşe değer vermektir,
bakımını yapmaktır.
Herkesin yaşadığı bir evi vardır.Evi yıkılmaktan , yıpranmaktan
korumak için sürekli bakım ve ilgi gerekir.Bırakılırsa ev
dağılır.Tamiri ertelenirse bozulmalar başlar. Belirli aralıklarla
boya badana gerekir.
Bir eşya bilgisizlikten tahrip olabildiğine göre insan
ilişkilerinde en önemli bağ olan sevgi de sürekli bakım ve ilgiye
alınmazsa dağılıp çürüyecektir.
Evlilikte insanlar birbirlerine ilgilerini yitirdiler mi kalbi
ilgilerini başka şeylere yöneltirler. Çocuklara, kariyere, evin
eşyasına, spora, modaya, ev temizliğine, araba tutkusuna, şöhrete,
zenginliğe... Böyle durumlarda evlilik ihmal edildiği için
bakımsız kalacaktır ve yıpranmalar, arızalar, yani sorunlar
başlayacaktır.
Erkekler daha mı ilgisiz?
Kendisini iş başarısına odaklamış bir kişi evlendiğinde eşine
zaman ayırma ve ilgilenme gibi "gerçek dünya" ile karşılaştığında
zihinsel bir pişmanlık hissedebilir. Eğer erkek bencilse sorun
başlayacaktır. Evine zaman ayırmama gerekçesi olarak şöyle der
"Ben zaten sizin için çalışıyorum, ekmek kavgası başka çarem yok".
Kısa da olsa kaliteli bir beraberliği, hem iş hem ev başarısını
beraber götürebileceğini düşünmezse fırtınalar başlayacaktır.
Diplomalı Hizmetçilik mi?
Evini otel ve restoran gibi kullanan bir erkek eve geldiğinde
"Nasılsın?" demeyi ihmal edecektir. Sevgi dolu bir bakışı, bir
tebessümü esirgeyecektir. Bütün gün çocuklarla, mutfakla uğraşmış
bir kadın kendisine değer verilmediğini hissettiği an evliliği
sorgulaması doğal bir hakkıdır.
Evlilik danışmanına gelen bir danışana eşi ile ilgili bilgiler
sorarız; kişisel geçmişi, zevkleri, nefret ettiği şeyler... Bu
bilgileri alırken eşinin göz rengini bilmeyen erkeklere rastlamak
mümkündür. İyi baba, iyi iş adamı olmak yetmiyor, iyi bir koca da
olmak gerekiyor.
Kadınlarda ilgisizliğin şekilleri:
Eve, eşyaya kendisini kaptırmış veya çocuklarla ilgilenmekten
kocasına "Hoş geldin" demeyen eşler nadir değildir. Bütün gün
bakımlı ve göz alıcı bayanlarla bir arada olan erkek evde iyi bir
anne, iyi bir ev hanımı ama iyi bir eş ve arkadaş olmayan kadınla
uzun süre beraberse evliliği sorgulamaya başlayacaktır.
Sağlam ailenin üç özelliği:
Nebraska Üniversitesinde 'İnsan Gelişimi ve Aile Bölümü'
yöneticisi Nick Stinnett, güçlü ailelerle bir araştırma
yaptı(1979). Bulduğu üç önemli ortak özellik şunlardı:
Dine bağlılık: Sürekli ve düzenli Kiliseye gidiyorlardı.
Övgü ve takdir: Aile üyeleri karşılıklı ruhsal okşamalar
içindeydiler
Birlikte zaman: İş, eğlence, yemek gibi çok alanda
beraberdiler.
Dostluk mu, Evlilik mi?
Evliliğin uzun sürmesi için tarafların eşit ve denk olması
önemlidir. Bunun tek istisnası vardır, "Dostluk duyguları". Yan
yana durduklarında karıkoca diyemeyeceğiniz kişiler öyle
paylaşımlar içindedirler ki beraber olduklarında kendilerini çok
mutlu ve güvende hissederler.
Böyle kişilerde sevgi yakalandıktan sonra bazı adet ve
davranışlarla beslenebilmiştir.
Dostluk davranışının en önemli özelliği, 'onu' memnun etmeye
çalışmaktır. Onun zevklerine, isteklerine ve beklentilerine uygun
çabalar içinde olmak. Küçük hediyeler almak. En önemli hediyenin
ona ayrılan zaman olduğunu bilmek. Kendi çıkarını ikinci planda
tutmak. En önemli içten, karşılıksız, samimi sevgi.
En iyi aşıkların en duygusal insanlar değil, birbirlerine en çok
zaman ayıran insanlar olduğunu unutmayalım.
2– KISKANÇLIK
İnsanın yaşayan ruhu üzerinde en zedeleyici duygulardan belki
birincisi kıskançlıktır.Kıskançlık duygusu altında sahip olma ,
kendisine öncelik verme istekleri yatar.Sahip olduklarını kaybetme
korkusu kıskançlık duygularını ayaklandırır.
Kıskançlık duygularını ayaklandıran başlıca şeyler eşlerin
düşüncesizce yaptığı eylemlerdir.
Bir de kıskançlık hezeyanı vardır ki , gece eşini uykudan
uyandırıp rüyada kimi görüyordun diye soran eşler
biliyoruz.Telefona geç cevap verse , kapıyı geç açsa yanlış
yorumlarla evde kavga çıkaran , TV seyrettirmeyen , gazete
okutmayan eşler evde psikolojik terör estirirler.somut hiçbir
dayanağı olmayan böyle suçlamalar genelde kıskançlık paranoyasının
belirtileridir.Bu bir hastalıktır. İlaç tedavisi gerektirir.
Asıl üzerinde durulması gereken şey kıskançlığın bu boyuta
gelmeden önce yapılacak şeyleri iyi değerlendirmektir.
Kıskançlık evliliğin yıkılmasını engeller mi?
Kıskanç bir tipseniz kıskançlığınızın patalojik (marazi ) olup
olmadığını sorgulayın.Patolojik kıskançlık somut olay ve
gerçeklere dayanmaz.Hayali aldatılma korkuları vardır ve
ihtimalleri olmuş gibi kabul eder.Kuşku fırtınası oluşturan
kıskançlık evliliğe zarar verir.Ancak hafif bir kıskançlık
evlilikte harç özelliği taşır. Sevgi ve ilginin bir
ifadesidir.Suçlayıcı ve saldırgan olmayan kıskanç bir eş eşini
yüceltir, kimseyle paylaşmaz ama onu da incitmez.Böyle
kıskançlıklar faydalıdır.
Hangi kıskançlık evliliği yıkar ?
Patalojik kıskançlık evde kıskançlık patlamaları ve kuşku
fırtınası estirecektir. Bu durum da kavga demektir. Sürekli
suçlanan bir eş savunmaya geçecektir. Böyle durumda eş ne
yapmalıdır?Kesinlikle açık ve dürüst olmalıdır.Şaka bile olsa
yalan söylememelidir.Marazi kıskançlık tedavi gerektiren bir
durumdur.Mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır.Aile terapisi ile
birlikte ilaç tedavisi de gerekir.Beyinde kıskançlıkla ilgili
hücre gruplarının kimyasal dengesinin bozulması söz konusudur.Bu
tedavisi olan bir durumdur.Psikoterapi ve uyuşturucu olmayan
ilaçlarla tedavi bir arada böyle hastalara yardım
edilebilir.Kapıcıyla görüşmeyi , telefonda uzun konuşmayı sorun
yapan bir eşle hayat zor geçer.
Eşim beni sevmiyor!
Kıskançlığın arka planındaki duygu budur.Eşinin aileye bağlılığı
konusunda kafasında sorular uyanmıştır.Eşi eskisi gibi ona
sarılmıyordur.Cinsellik azalmıştır. Güler yüzle sevgi ile
bakmıyordur.Konuşmaktan kaçınıyordur kısaca ona olan ilgisinin
azaldığını düşünmektedir.Düz mantıkla baktığında "Hayatında birisi
var , artık onu seviyor " kuşkusu kafasında uyanacaktır.Böyle
durumlarda eşinin kendisini sevip sevmediğini kontrol etmek için
bilinç dışı testler yapacaktır.Kızdıracak ters sorular soracak ,
yalan söyleyip söylemediğini kontrol edecektir.Çok evlilikte böyle
dönemler olmuştur.Eşini seven dürüst ve içten bir eş böyle durumda
eşine ısrarla ve tekrarla yanıldığını söyleyecektir.Kızıp
tersleyecek değil ama sabır ve ikna yöntemleri ile kaygılarını
giderecektir.Böyle durumlarda şaka bile olsa yalan söylememek
gerekir.
Kıskançlığın arkasında ilgi azalmasının yattığı bilinirse çözüm
kolaydır. Sevgi dolu bir balayı güler yüz ve birkaç güzel söz...
Ceza evlerinde , aile içi kıskançlığa bağlı cinayet olguları o
kadar çok ki özellikle Karadenizli ailelerde bu çok
yaygın.Başlangıçta çözüm kolay. Tek yolu kıskançlığın arkasındaki
mesajı iyi anlamaktır.
Kıskanç eşin her dediği yapılırsa büyük risktir.İkiyüzlülükle
suçlanır , çıldırabilirsiniz.Yanlış isteklere güzellikle hayır
demeyi başarmak gerekir.
Seks yaşamınız nasıl?
Bir kadın kocasının başka bir kadına bakıyor olmasından rahatsız
olması doğaldır.Bu duyarlılıktan taviz vermemelidir.Aksi takdirde
kocasının elinden kaydığını görecektir.
Eşler ne yapıyor?
Birinci uygulama eşini seksten yoksun etme.Onu tehdit edecek ,
öfke , gözyaşı düşmanlıkla fırtınalar esecektir.Çoğu kadın bu
davranışı gösterir.Sonuçta evlilik ilişkisi derin yara alır.Erkek
eve yönelse de ikiyüzlülüğü seçecektir.
Yapılması gereken nedir?
Tam tersi.Akıllı kadın cinsel açıdan daha heyecanlanır , canlı ve
neşeli olur. Kadının erkeğe karşı en etkili silahı cinsel etkileme
gücüdür.Bu gücü kadınlar erkeği geri almak , eve bağlamak için ,
yasak ilişkiyi engellemek için kullanmalıdırlar.Çünkü erkek
Poligam'a ( çok eşlilik ) yatkındır.Bu konuyu açtığınızda kadınlar
"Ben cinselliği sevmiyorum , hoşlanmıyorum "
diyorlar.Doğrudur.Özellikle kültürel özellik olarak kadınlar
cinsel yönden duygularını bastırmaktadırlar.Ama seks çılgınlığının
yaşandığı günümüzde eşlerinin yasak ilişkisini önlemek için
yatakta aktif ve saldırgan kadınlar akıllı kadınlardır.
Uzun ayrılıklara dikkat!
Kısa yokluklar sevenler için duyguları güçlendirir.Birbirlerini
özlemek sevenler için önemli bir ölçüdür.Uzun yokluklarda sevgi
bağlarında zayıflamalar olağandır. İşkolik , kariyer peşinde
erkekler veya kadınlar iş heyecanına o derece kendilerini
kaptırırlar ki eş ve çocuklar akıllarına bile gelmez.İş
seyahatleri sık ve uzun ayrılık gerektirirse evlilik için ateşle
oynanıyor denebilir.
"Bensiz yaşamaya alışabilir" kaygısı eşler için önemlidir."Göz
görmeyince gönülde istemez".Evlilik için önemli bir uyarı ve
tehlikedir.Askerlik , özel görev , yurt dışı çalışmaları zorunlu
ayrılıklardır.Ancak dünyanın elektronik bir köy olduğu günümüzde
gözle gönül mesafesi birbirine çok yaklaştı.Elektronik ilgi de
sevgiyi devam ettirir.
Eşinize güvenmelisiniz!
Eşler zekice olmayan bir yaklaşımla eşini eve bağlı tutmak için "
kontrollü gerilim stratejisi " uygulamaya çalışır.Eşini gergin bir
ipin üzerinde tutmak kuşku fırtınası içerisinde çok eşin yaptığı
hatadır.
Böyle suçlayıcı , yargılayıcı , tehdit edici yaklaşım ilişkide
sevgiyi uyandırmaz , korkuyu uyandırır.Eğer bir eş kocasını
aldatmak istiyorsa veya koca karısını aldatmak istiyorsa onun
vicdanında bekçi yoksa ve sevgi ağır basmıyorsa bir yolunu
bulacaktır.
O halde çözüm ilişkide "sevgiyi nasıl uyandırırız' a " kafa
yormaktan geçer.
Hiç kimse kendisine güvenilmemesinden suçlanmaktan hoşlanmaz.
Özellikle doğruyu söylüyorsa, ilişkiye zarar verir.
Güvenilmemiş olmak işimizde en kötüyü ortaya çıkarır.
Güvenilmiş olmak işimizdeki en iyiyi ortaya çıkarır.
Bir insanın eşine inanması ona verilecek en büyük armağandır.
Eşinize iyi isimlerle seslenirseniz o ismi koruyabilmek için
elinden gelen her şeyi yapacaktır.
Rahmetli Ayhan Songar' ın torunu Almanya ya giderken ona bir
nasihati vardı " kızım seni önce Allah'a sonra kendine emanet
ediyorum". Küçük hanım "Bu güvene layık olma duygusunu hiç
aklımdan çıkaramadım" diyordu.
3- CİNSEL ALDATMA
"Eşimin ilgi duyduğu bir kadın var, güzel bir evliliğimiz vardı.
Bunu neden yaptı, ben ne yapmalıyım, ilgi duyduğu kişi benim kadar
bile sevimli değil" Psikolojik danışmana sırf başvuru
sebeplerimden biriside budur.
İstatistikler ABD' de 100 erkekte 70'i, 100 kadından 25'i başka
birisi ile beraber olduğunu söylüyor. Boşanmalar 1955 de %10 iken
1995 de % 52 ye çıkmış durumda.
Burada cinsel aldatmaların büyük rolü var.
Aile saadetine zarar verecek böyle bir davranış onaylanacak bir
davranış değildir. Bir insan hem evli kalırım hem cinsel olarak
istediğimi yaparım diyorsa bu evliliğin doğasına aykırıdır. Ergeç
bir bedel ödemek zorunda kalacaktır.
Fakat bir kimse beşeri zaaf olarak böyle bir eylemde bulunuyor ve
sonra pişman oluyorsa yapılacak şeyler vardır.
Bu ilişki siz istemedikçe asla sona ermez. Yapılan bazı hatalı
tutumlar eşleri haklıyken haksız duruma düşürmektedir.
Birinci tutum: Misilleme yapmak
İnsanda doğal bir dürtü vardır. Öç almak, ona aynı ilaçtan
içirmek, aynı acıyı çektirmek, yani kendi yasak ilişkinize sahip
olmak.
Bazen de eşinize istenilebilir, beğenilebilir olduğunuzu
göstermek, kanıtlamak, kıskandırmak için yapma arzusu uyanabilir.
Fakat sonuç genelde yıkım olmaktadır. Sallantıda olan evlilik
yıkılmakla sonlanacaktır. Yahut taraflardan biri ceza evine diğeri
mezaristana gidecektir.
İkinci tutum: Duyguları bastırmak
Ağlamaya ihtiyacınız varsa ağlamalısınız, incindiyseniz
açıklamalısınız. İnsanın kendisini denetlemesi iyidir ama bu
duygularını ifade etmemesi anlamına gelmez. Duygularınızı doğru
yöntemlerle ifade etmelisiniz. Kavga dili haklı insanı haksız
duruma düşürür. Karşı tarafı savunmaya iter. Onun vicdanını
rahatsız edecek duygu ifadesinin yolunu bulabilirsiniz.
Üçüncü tutum: İşlenen suçu sopa gibi kullanmak
Bazı insanlar sevdiklerinin hata yapmasından hoşlanır.
Başkalarının hatası onun hatasını az gösterir. Bu hatayı sevdiğini
denetlemek için sopa gibi kullanır. Böyle uygulamalar doğru
yöntemler değildir. Aradaki sevgiyi uyandırmaz. Korku egemen bir
ilişki iki tarafı da mutlu etmeyecektir.
Başkasının hatasında kalbi kırılan kimse "Sen dili" ile değil "Ben
dili" ile konuşmayı başarmalıdır. Semavi bağışlayıcılık idealdir
ancak herkes başaramaz. Bağışlamayı zamana bırakan bir insan karşı
tarafı suçlamak, yargılamak gibi kolay bir yol yerine kendini
sorgulamak, öz eleştiri gibi ben dili'ni kullanmalıdır.
"Suçun bir bölümü benim üzerimde" diyebilen bir insan gizlenmiş
tehlikelerin oyununu bozacaktır.
Dördüncü tutum: Ayrıntılara dalmak
Acı olayları sürekli sorgulamak karşı tarafa kendini aşağılanmış
hissettirir. Bazı insanlarda korkunç bir soru sorma ve merak
dürtüsü vardır. Olayın ayrıntılarını dakikası dakikasına öğrenmek
kötü niyetli bir dürtüdür. Halk arasında güzel bir söz vardır
"Pisliği karıştırıp sonra kokuyor demek" gibi. Gerçekten hataların
üzerine toprak örtmeyi başarabilmek çok zordur ama gereklidir.
Hatasını kabul eden bir insana sürekli hesap sormak onu
aşağılayacaktır. Kendini kötü hisseden bir insanda karşı tarafa
sevgi duygularını uyandıramaz. Muhtemelen kaçınma davranışına veya
kavga diline sebebiyet verilir.
Beşinci tutum: Kendine güveni kaybetmek
Olayları ayrıştırabilmek çok önemlidir. Eşiniz sekse mi düşkün,
baştan mı çıkarıldı? Eşiniz sizin kötü bir eş olduğunuzu mu
düşünüyor, yoksa zayıflık mı gösteriyor?
Bu olay sizin çekici olmadığınız, sevilecek biri olmadığınız
anlamına mı geliyor? Böyle bir kanaat insanı depresif yapacaktır.
Ancak olayları ayrıştırarak düşünen bir insan "Benim hatam varsa
bile böyle davranması gerekmezdi" diyerek kendine güveni
kaybetmeyecektir.
Kendisine değer vermek ayrı öz eleştiri yapmak ayrıdır. Bir insan
kendine güveni kaybetmeden kendini sorgulayıp geliştirmenin yolunu
bulabilir.
"Bu olay bana neyi öğretti" diyebilmek bilgece bir yaklaşımdır.
FEMİNİST KADINLAR
Feminist kadın denildiğinde erkeklerden nefret eden, kadın-erkek
ilişkilerini savaş alanı olarak gören, cinsel özgürlük tutkunu
kadınlar anlaşılır.
Gerçek feministler yalvaran erkeklerden hoşlanırlar. Erkeğe seks
için ihtiyaç hisseder. Erkeği doğal düşman olarak görme eğilimi
aslında erkek egemen kültürlere tepki olarak oluştu.Gerçekten de
kadını ucuz köle olarak gören değer vermeyen güdülmesi gereken
tutumlara sessiz kalınmamalıydı.
Erkeklerin kadınlar üzerinde hakkı olduğu gibi kadınlarında
erkekler üzerinde hakkı vardı.Bunu Hz. Peygamber veda hutbesinde
söylemişti.Ancak uygulamada bu tam gerçekleşmedi.Günümüzde bu
inanç çizgisindeki kişiler kadın-erkek ayrımını
netleştirmelidirler.
Allah'ın nazarında kadın ve erkek eşdeğerdedir.Kadın ve erkek
birbirini tamamlamak için yaratılmışlardır.
O halde erkek egemen veya kadın egemen hareketler sorgulanmalıdır.
Erkeklere kadınsız , kadınlara erkeksiz yaşamayı önermeye kimsenin
hakkı yoktur. Bu insanın psikolojik doğasına aykırıdır.
Kadın erkek açısından sadakate dayalı güzel bir ilişkiden daha
mutlu edici bir zevk kaynağı yok gibidir.
Özgür ve bağımsız eş!
Mutlu evliliği birbirlerine bakan iki eş değil birlikte dışarıya
aynı noktaya bakmayı başarabilen kişiler oluşturur.
İşletmecilikte bir kural vardır.Büyük yönetici farklı insanları
aynı amaç etrafında benzer hareket şekliyle çalıştıran
yöneticidir.
Bu kural evlilikte de geçerlidir. İki farlı insan iyi bir evlilik
hedefine farklılıklarını yaşayarak birbirlerini ezmeden
ulaşabilirler.
Evlilik psikolojik bir ihtiyaçtır. Bir çıkar ortaklığı değildir.
Eşini para makinesi gibi gören, bozulan makineleri tamir ettiren,
akan boruyu onaran insan gibi görmek bencilliktir.
Fakat çok bağımsız kadın biliriz ki, kariyeri var, dolu hayatı,
tatmin edici iş, ihtiyaçlarını gideren yardımcısı var ama bir
erkeğe ihtiyaç hisseder.Evde kendisini bekleyen , gününü nasıl
geçtiğini merak eden , onu umursayan , konuşacak birinin olması
yani bir dostunun olması her iki cins içinde psikolojik doyum
demektir.
Evliliği cinsellik dışında dostluk ilişki sırtını dayayacağı
dayanak , sığınacağı bir liman gibi düşünmek insanın doğasında
vardır.
Evlilik dostluk ise birbirine ruhen eşit ve tamamlayıcı
olmalıdır.Kadın egemen ve erkek egemen hareketler evliliğin ruhuna
aykırıdır.
Gizli feministlik
Evlilik danışmanları eski yıllarda ümitsiz , yalvaran , gözyaşları
içinde bir kadın, duyarsız, otoriter , öfkeli bir koca örneğine
çok rastlarlardı.
Ancak son yıllarda , kocasının zevk almasını engelleyen "İki
kaşığı varsa birini kır , onu devamlı gergin ip üstünde tut "
mantığıyla hareket eden , evde kontrolü elde tutmak isteyen eşlere
çok rastlıyoruz.
Feminist hareket kadın-erkek ilişkisini savaş alanı haline
getirdi.
Görünüşte ve söylemde feminist olmayan ama uygulamada feminist
olan geleneksel kadın tipi evliliği savaş alanı haline çeviriyor.
Özellikle kocasının ailesine karşı itici , dışlayıcı tutumları ile
ona sahip olmak istiyor.Feminist bir bencillikte denebilen bu
tutum sorunu bazı erkekler aman gerginlik olmasın diyerek teslimi
silah ederek anne-babasına sırtlarını dönüyorlar.
Bazı erkekler fizik güç kullanmaya kadar aşırı tepkilere
girebiliyor.
Geleneksel feminizmde erkek çocuğun annesinin de kendi geçmişinde
benzer tutum içinde olduğu söylenebilir.
Feminizm ister açık ister gizli olsun evlilikte romantizmi yok
ediyor , sevgiyi azaltıyor, düşmanlık duygularını alevlendiriyor.
Kayınvalide sendromu
Evlilik danışmanlarının çok konuştuğu konulardan biriside
anne-babalar. Kayınvalide ve pederi sevmek ancak aynı zamanda
onlarla özgür olmak mümkün mü?
Bir erkek çocuk da annesiyle güçlü , sıcak ilişki , bağ kurduysa
bu övgüye layık bir durumdur.Evlendikten sonra annesinden onu
incitmeden uzaklaşmayı başarmışsa bu tutum övgüye layık bir durum
olacaktır.Bu durum iyi anneyi de mutlu edecektir.
Genç kızlara iyi kocaların annelerini gerçekten seven erkekler
olduğunu söyleyebiliriz.Böyle erkekler uzaktan sevmeyi de
sürdürebilirler.Annelerine ve eşlerine güzellikle hayır diyebilmek
kolay kazanılan bir beceri değildir.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
|
|
Dolu dolu yaşanası hayat.. seni yaşayacağım...
|