|
olu dolu yaşanası hayat.. seni yaşayacağım...
|
|
YORUMSUZ BİR YAZI....içinde ne ararsanız var..belki taraflı
olduğunu düşüneceksiniz..erkek anlatmış birde kadın tarafını
dinlemek lazım diyeceksiniz ANCAK bugün elimizde bu var..acaba
okuyan arkadaşlar bu yazıyı tamamen OBJEKTİF okuyabilir mi.bir an
tarafsız olsanız, cinsiyetsiz olsanız, kadın veya erkek gibi
bakmasanız olabilir mi??..belki o zaman İYİ ADAM mantığını çözmek
mümkün olabilir..buna benzer olaylar etrafınızda mutlaka
oluyordur... bence mutlaka okuyun, üşenmeyin, herkese bir ders var
gibi...!
NEDEN BOŞANDIM / Boşanan Adam
Evliliğimiz boyunca karım Jülide beni başta cinsel olmak üzere pek
çok konuda inim inim inletmişti. Dayanabilmek için elimden ne
gelirse yapmıştım. Her şeyden önce kendimi "iyi bir insan" olarak
algılıyordum.
Bayağı erkeklerin tarzı "kötülüklerden" karıma yapabilmem söz
konusu bile değildi. Ancak ne kadar gayret göstersem karımın
içindeki kalın mutsuzluk tabakası bağışıklık kazanan bir bakteri
duvarı gibi aynı oranda kalınlaşıyordu. Yani bu mücadelede hep
benden bir adım öndeydi. Evde kavga, gürültü, sinir krizleri,
bayılmalar ve kıskançlıklar da gırla gidiyordu. Üniversitede
tanışıp, sevişerek evlendiğim genç kız yerini hızla bir felakete
terk ediyordu .
Evlendikten kısa bir süre sonra cinsel yaşantımız seyrelmeye
başladı. Daha otuzuna basmamıştım ve haftada bir defa sevişmek
normal sayılıyordu.
"Canım, her evlilikte böyle olur. ilk günlerin heyecanını tutmak
kolay mı?" türünden yaklaşımlara diyecek bir şey bulamıyordum.
Aradan bir kaç yıl daha geçip te o günleri bile arar hale gelince
nerdeyse tüm dünyamın karardığını görüyor ama hiç bir şey
yapamıyordum. Modern ve iyi bir erkek olarak yapabileceklerimiz
son derece sınırlıydı ya da bizi birileri fena halde böyle olması
gerektiğine inandırmışlardı.
Cinsel dürtülerimi bastırabilmek için ağır sporlara ve ağır
çalışmalara yöneldim. Evet, çok zaman insan bütün enerjisini ve
hırsını bu şekilde yok edebilirse belli bir huzura kavuşuyormuş.
Ama işte tam "rahatladım" derken ofisteki genç bir kızın evrak
verirken geliveren teninin kokusu, iskambil kağıdından dev bir
şato yapar gibi kurduğunuz iç dengenizi bir anda yıkıveriyordu.
Bunlar çok masum durumlardı. Her gün sekiz, haftada da kırk saati
omuz omuza çalışarak geçirdiğimiz hanımlardan samimi olarak ilgi
gösterenler de çıkıyordu. Ama "Ah, o iyi adam olma" zorunluluğu
yok mu? işte hep oraya takılıp kalıyordum. Bu arada karımı daha
çekici görebilmek için yaptığım her hareket geri püskürtülüyordu.
Yurt dışına yaptığım yolculuklardan aldığım ipek iç çamaşırları
orijinal etiketleriyle dolapları beklerken karım her akşam rengi
kaçmış aynı eski eşofman altı ve üstten ikinci düğmesi kopuk ince
yün hırkasıyla yatağa girmekte ısrar ediyordu. "Çok üşüyormuş!"
Ayrıca karımın incecik beli yerini yaygın bir kalçanın üzerine
kalıplaşmış iri bir göbeğe, dik göğüsleri de şimdi burada
tanımlamak istemediğim başka bir şeylere bırakmıştı. Arada sırada
zamanın ne zalim olduğundan söz ettiğini duyup cin ifrit
oluyordum. "Parmağını bile kıpırdatmazsan zaman sana ne yapacaktı
ki?" Kendini bir mirasyedinin sorumsuzluğuyla bırakmış, zararını
çekmek de bana kalmıştı..
Yaşantımın en büyük hatasını yapmamın da üzerinden tam tamına on
dört yıl geçtikten sonra kırk yaş bunalımının da yardımıyla
geceler boyunca düşünmeye başladım. Artık sevişmelerimiz aydan aya
bile değildi ve ben de on sekizindeki kadar (maalesef) istek
doluydum. Ayrıca yatakta yaşadıklarımızın kalitesi ise sayısından
da beterdi. iki ay bekledikten sonra karşıma çıkanla
sertleşemediğim bile oluyordu.
Sonunda iki konuda kesin karara vardım. Birincisi bir sevgili
bulacaktım, ikincisi de karımı tüm eksiklikleriyle sevecektim.
Tipik bir körün gözlerini, bir sakatın bacaklarını seveceğiniz
gibi. Ondan ayrılmayı, aradaki bir çocuktan ve şu anda
hatırlayamadığım bir dolu başka nedenden istemiyordum. Karımın bu
saatten sonra düzeleceğine ise zerre kadar ihtimal vermiyordum.
Ama o tamamen düzeldi ve ben ondan bu nedenle boşandım...
Ayşe ile aynı iş yerinde üç yıl kadar birlikte çalışmıştık. Orta
boylu, hafif topluca, uzaktan bakıldığında kesinlikle güzel
bulunmayacak bir hatundu. Benden bir yaş büyük olması dışında
başından da iki evlilik geçmişti. Ancak inanılmaz bir yaşam
enerjisine sahipti.
Akmerkez'de onunla karşılaştığımda ofiste yaptığız süper tatlı
geyikler aklıma gelmişti.
Hemen yukardaki kafeterya bölümüne çıkmış bir kahve içme
bahanesiyle iki saate yakın kaynatıvermiştik. Kararımı verdiğimde
bulacağım sevgiliyi, genç, ince, uzun, dik göğüslü bir manken
tiplemesi gibi hayal etmiştim ve Ayşe dört özelliğin dördünde de
bunun tam aksiydi ama ertesi gece onun yatağında bunların ne kadar
da anlamsız şeyler olduklarını düşünüyordum. ilk soyunurken hiç de
güzel görünmeyen o bedenden öylesine güçlü bir istek ve ateş
çıkmıştı ki bir ara nefesim kesilmişti. Mecazi olarak
söylemiyorum.
Gerçekten bir an nefes alamayıp ve öleceğimi sanmıştım. Bir
erkeğin bu kadar şiddetli orgazm yaşabileceği en ucuz porno
romanlarda bile yazmıyordu. Bu da yetmezmiş gibi üç saat sonra bir
ikincisi daha başıma gelecekti.
Çok gırgır bir fıkra duymuştum. Kadınlar manastırında genç bir
rahibe koşa koşa baş rahibeye çıkar ve hıçkırıklar içinde en büyük
günahı işlediğini söyler ve günahlarının affolması için bir yol
göstermesini ister. Baş rahibe kızın yüzüne şöyle bir bakıp, bir
limon almasını, sonrada ikiye kesip bir yarısını yemesini salık
verir. Genç kız sevinçle "O zaman günahlarım affolacak mı?" diye
sorar. Baş rahibe acı acı gülümseyerek "Günahların affolmayacak
ama yüzündeki bu salakça mutlu gülümseme silinsin de diğer
rahibeler durumu anlamasın" der.
Gün ağarmadan ve yarım limonu yemeden eve gittiğimde Jülide her
zamanki yatak kostümleriyle horluyordu. Açıkcası ilk hafta bendeki
değişikliği fark etmedi. Ancak bir süre sonra uyanmaya
başlamıştı.. Müthiş şaşırdığını hatırlıyorum. Nasıl oluyordu da
dünyanın en efendi adamı böyle bir şey yapıyordu. Bir süre cidden
bocaladı ve sonunda karşı saldırıya geçmeye karar verip, eskiden
beri uzmanlaştığı kıskançlık krizlerinden birini yapmaya kalktı.
Bu durumlarda anteni kopmuş bir cep telefonundan daha kapalı
olurdu. Konuşmanın faydasız olduğunu bildiğim için eskisi gibi
ellerini tutup onu yumuşatacağıma masanın üzerindeki ağır Murano
kesme kristal kül tablasını alıp karşıdaki vitrinli dolaba
fırlattım. inanılmaz bir şangırtı koptu. Jülide taş kesilmiş
kalmıştı.
Aslında anasının bağırtılarına oldukça alışık olan Yeşim de
odasından fırlayıp gelmişti. Çıt çıkmıyordu.
"Bana bir kahve yap" dedim. "Orta şekerli Türk kahvesi olsun".
Gidip koltuğa oturdum dışarısını seyretmeye başladım. Biraz sonra
titreyen elleriyle kahveyi getirdi. Hayatımda ilk kez gerçekten
"erkek" olduğumu hissediyordum. Ve son derece mutluydum. Arkamdan
gelmeye başlayan minik şıngırtılardan ve sessiz hıçkırıklardan cam
parcacıklarının toplanmaya başlandığını anlıyordum. Keyifle
kahvemi höpürdettim.
Ayşe oldukça başarılı bir iş kadınıydı. Toplantılarıydı,
seyahatleriydi derken haftada iki üç kezden fazla beraber
olamıyorduk. Bu da benim son derece işime geliyordu. Bir yandan da
Jülide'ye acıyordum, ve her ne kadar bu duruma düşmemizde yüzde
doksan onu sorumlu tutsam da içim biraz eziliyordu. Cinsellik bu
kadının içinde yoktu. Allah vermediyse onun ne kabahati olabilirdi
ki. Jülide ile bedensel evliliğimiz zaten yıllar önce tükendiğine
göre, belki şimdi aynı çocuğu paylaşan iki eski dost olarak güzel
bir şeyler yapabilirdik.
Ayrıca ben onun başka konularda başarılı biri olması için elimden
geleni ortaya koymakta kararlıydım.
Çok hoş bir döneme girmiştim. Cinselliği inanılmaz keyifli bir
şekilde yaşıyordum. Evde hır gür çıkmıyordu. Kör bir göz gibi
Jülide'ye bakan camsız büfe sanki her türlü kavgayı önleyen bir
tılsım görevi üstlenmişti.
Bir gece Jülide yaralı bir çocuk gibi yatakta sokuldu. Onun bu
haline dayanamamıştım. Eski üniversite günlerindeki gibi birlikte
olduk. Ne iri göbeğine, ne yaygın kalçasına ne de sarkık
göğüslerine baktım. Bir insanın cinsel sıcaklık istemesinin ne
kadar doğal bir şey olduğunu biliyordum. Kızımın annesi bunu
benden talep ediyorsa almaya da hakkı olmalıydı. Benden bağımsız
olarak bedenim de aynı böyle düşünüyordu.
Daha sonra evde başka garip olaylar başladı. Sürekli birlikte
olduğu kız arkadaşları sanırım ciddi bir taktik savaşı içine
sokmuşlardı. Koca, her türlü istilacı güce karşı, tüm silahlarla
savunulmalıydı. Jülide on yıldır tüm ısrarlarıma karşın gitmeyi
reddettiği jimnastik salonuna yazıldı.
Moron gibi yediği tatlı ve çikolatalar alınmaz oldu onun yerine ne
kadar sebze meyve varsa dolabı doldurdu. Mahallenin dandirik kadın
berberi yerine ciddi bir güzellik salonuna taşınılmaya başlandı.
Beli gittikçe inceliyor, gelişen omuz kasları göğüslerini çok daha
diri taşıyordu. Kafkanın Metamorfoz'unu okumuş muydunuz? Sanki bu
sefer onun tersi yaşanıyordu: bir hamam böceğinden harika bir
insan çıkıyordu. Bu arada son bir değişiklik daha meydana
gelmişti. Jülide yatakta dişi panter kesilmişti. Her akşam
üstümden inmiyordu. Yorgun olmam falan bahane değildi. Sanki
bedenimle ayrı bir anlaşması vardı, onlar ikisi olayı koparırken
ben içerden dehşet içinde olanı biteni izliyordum.
Bu arada Ayşe'ye gidişlerimde de herhangi bir azalma olmuyordu.
Onun hem sohbetini hem yatağını hep özlüyordum. Ancak yirmilik bir
delikanlıyı bile kanırtacak bu durumunda sonsuza kadar sürmesi
biraz zor olacağa benziyordu.
İyi bir tedbir olarak aklıma Taocu seks geldi. Bilirsiniz bu
öğretide erkekler boşalmazlar ve istedikleri kadar çok cinsel
eylemde bulunabilirler. ikisi de yemedi. Her sevişmenin muhakkak
sular sellerle "tapulanması" gerekiyordu. Sanki ruhumun anahtarı
bu sularda gizliymiş gibi ikisi de boşalmamı istiyorlar, hatta
şart koşuyorlardı.
Bir gün içimde bir şey aniden "Cırt!" diye yırtıldı.
Jülide'den inanılmaz bir şekilde nefret etmeye başladım.
Yaşantımın en mutlu olması gereken on küsür yılını kezzaba
çevirmişti ve bütün bunlar ben "iyi bir insan" olduğum için başıma
gelmişti. Ne zaman ki kötü olmuştum, bir anda her servis önüme
sunulmuştu. İlgi, sevgi, seks, bakımlı ve güzel bir vücut, huzurlu
bir yuva, ancak ben kötü bir adam olduktan sonra bana verilmişti.
Onca yıl yaptığım özverilere lanet ediyordum. Jülide'nin o anda
bana sağladıklarının yarısını alabilmek için yıllarca yalvarmıştım
ama ağrıyan başlar, sinir krizleri, üşüyen, yağlı ve isteksiz bir
vücuttan başkasına ulaşamamıştım.
Jülide o akşam da şehvetle üstüme çıktı. Bedenime lanet ediyordum.
Gene sertleşecek, gene yüreğimin istemediği bir sürü saçmalık
yaşayacağım derken garip bir şey oldu. Bu kez bedenim benden yana
durdu. En azından teorik olarak erkekler her kadınla yatabilirler.
Doğa onları böyle bir özellikle donatmış. Erkeğin vücudunun bir
kadını sürekli olarak reddetmesi ise çok ender olabilen bir
durumdur ve bence kadına yapılabilecek en ağır hakarettir. Jülide
bildiği bütün hünerleri gösteriyordu ama "tık!" yoktu. Bense
"Aslan evladım benim" diye içimden şarkılar söylüyor, methiyeler
düzüyordum.
O geceden sonra bir daha hiç Jülide ile sertleşmedi.
Kısa bir süre sonraysa içimdeki duygular dayanılmaz hale
geldiğinden henüz dostça kalabileceğimiz bir aşamada evliliği
bitirdik.
İşte, uzun yılların sadık, evli adamı böyle Boşanan Adam
oldu..........
|
|
Dolu dolu yaşanası hayat.. seni yaşayacağım...
|