|
|
|
ÇÖLYAK HASTALIĞI
Prof. Dr. Tufan KUTLU
İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
Anabilim Dalı
Pediatrik Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Bilim Dalı
Çölyak hastalığı nedir ?
Çölyak hastalığı duyarlı kişilerde gluten içeren gıdaların
alınmasından bir süre sonra ortaya çıkan bir malabsorpsiyon
sendromudur. Genetik olarak belirlenmiş kişilerde hayatın herhangi
bir döneminde ortaya çıkabileceği gibi gizli de kalabilir.
Hastalığın nedenini oluşturan buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi
tahılların içinde bulunan gluten isimli bir proteinin gliadin
isimli alt fraksiyonudur. Hastalığı olan kişilerde gluten içeren
gıdaların diyete eklenmesinden sonra ince barsaklardaki villus adı
verilen parmaksı çıkıntılar vücudun bu maddeye karşı oluşturduğu
iltihabi bir reaksiyon sonrasında hasar görür ve yok olur. Böylece
diğer besinlerin sindirimi ve emilimi de bozulur ve bizim
malabsorpsiyon (kötü emilim) sendromu dediğimiz bir hastalık
tablosu ortaya çıkar. Son bilgilerimize göre bu hastalıkta
barsakta olması gereken ve gluteni parçalaması gereken bir enzimin
eksik olduğu öne sürülmüştür. Bu enzim olmadığında gluten
değişmeden barsaklara ulaşmakta ve toksin etkisi yaratarak
hastalığın başlamasına yol açmaktadır.
Hastalığın görülme sıklığı nedir ?
Çölyak hastalığının sıklığı ülkeden ülkeye değişmektedir.
Avrupa'da semptomatik çölyak hastalığı sıklığının ortalama 1/1000,
asemptomatik hastalık sıklığının ise 1/100-300 olduğu tahmin
edilmektedir. Hastalığın, bazı risk gruplarında (hastaların yakın
akrabaları, jüvenil diyet, Down sendromu) normal popülasyona
oranla daha sık olduğu gösterilmiştir. Değişik ülkelerde yapılan
çalışmalar asemptomatik çölyak sıklığının jüvenil diyabetli
olgularda % 1 ile % 16, Down sendromlularda ise % 1 ile % 12
arasında değiştiğini göstermiştir. Türkiye'de normal popülasyonda
çölyak sıklığı henüz tam olarak bilinmemektedir.
Hastalığın belirti ve bulguları nelerdir ?
Günümüzde çölyak hastalığının otoimmun bir hastalık olduğunu ve
bir çok organı tutabildiğini biliyoruz. Ancak hastalığın en önemli
özelliği bazı hastalarda yıllarca hiç belirti vermemesi veya çok
hafif seyredebilmesidir. Kişi çölyaklı bir hasta olduğunu uzun
süre farketmeyebilir. Bu durumda gizli kalmış bir hastalık söz
konusudur. Hastalık hayatın herhangi bir döneminde tipik
belirtilerle başlayabileceği gibi çok hafif belirtilerle de
seyredebilir ve tanısı çok zor olabilir. Hastalığın en klasik
belirtileri ishal, kusma, iştahsızlık, karın ağrısı, karın
şişliği, zayıflama ve büyüme geriliğidir. Tek başına kusma, karın
ağrısı veya sadece boy kısalığı ile başvuran hastalar olabilir.
Diğer taraftan büyük çocuklarda ve erişkinlerde tedavi edilemeyen
veya nedeni bulunamayan kansızlık, kemik zayıflığı gibi durumlar
da çölyak hastalığının tek belirtisini oluşturabilir. Çölyaklı
hastalarda diş mine defektleri ve ağızda tekrarlayan aftöz
lezyonlar da (yaralar) tespit edilebilmektedir. Parmakların
çomaklaşması, dilin üzerinin düzleşmesi, dişlerin oluşumunun ve
motor gelişimin geri kalması hastalıkta görülebilen diğer
bulgulardır. Çölyak hastalığı bazen ishalin aksine sadece kabızlık
ve karın ağrısı gibi atipik bulgularla da ortaya çıkabilir. Bazı
hastalarda ise hepatitten siroza kadar değişebilen karaciğer
tutulumu hastalığın tablosuna eşlik edebilir. Ergenlik dönemine
gelmiş bir genç kızın adet görememesi bile çölyak hastalığının
belirtisi olabilir. Çölyak hastalığı olup da bundan haberi olmayan
kişiler günün birinde otoimmun bir hastalık tablosu (otoimmun
hepatit, otoimmun tiroidit, sistemik lupus eritematozus...) ile
başvurabilir. Sonuçta nedeni anlaşılamayan bir hastalık tablosunda
yukarıda bahsedilen belirtilerin bir veya birkaçı tabloya eşlik
ediyorsa çölyak hastalığından şüphe edilmeli ve araştırılmalıdır.
Kimler çölyak hastalığına yakalanabilir ?
Çölyak hastalığı herkeste görülebilir. Ancak genetik özellikleri
çok iyi bilindiği için belli doku gruplarını (HLA DQ) taşıyan
kimselerde daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz. Çölyaklı kişilerin
yakın akrabalarında çölyak hastalığı riskinin normal populasyona
göre çok artmış olduğu gösterilmiştir. Tarafımızdan
gerçekleştirilen bir araştırmada çölyaklı çocukların anne, baba ve
kardeşleri kan testleri ve ince barsak biyopsisi yardımıyla
araştırıldı ve bu kişilerde sessiz hastalık sıklığının yaklaşık %
3 olduğu saptandı. Hastalığın sıklığının Avrupa ülkelerinde
ortalama 1/200 ile 1/1000 arasında değiştiği (belirtisiz hastalık:
1/200; belirtili hastalık: 1/1000) gözönüne alınırsa bu kişilerde
hastalığın görülme sıklığının normal kişilere göre en az 6 kat
artmış olduğunu söyleyebiliriz. İkizlerde hastalığın birlikte
görülme olasılığının % 70 olduğu bildirilmiştir. Ayrıca bazı başka
hastalıklarda da çölyak hastalığı sıklığının artmış olduğu
gösterilmiştir. Bunların başında jüvenil diyabet ve Down sendromu
gelmektedir. Tarafımızdan yapılan araştırmalarda diyabetli
çocuklarda ve Down sendromlu çocuklarda da çölyak hastalığı
sıklığının artmış olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle söz konusu
risk gruplarının gizli kalmış çölyak hastalığı açısından taranması
gereklidir. Gelişmiş Kuzey Avrupa ülkelerinde ki bu ülkelerde
çölyak hastalığı çok sık olarak gözükmektedir, HLA doku grupları
yardımıyla da hastalığın taraması yapılabilmektedir.
Hastalığın tanısı nasıl konur ?
Çölyak hastalığı tanısı öncelikle şüphelenmekle başlar. Tanı
amacıyla öncelikle kanda antigliadin antikorları, endomizyum
antikorları veya transglutaminaz antikorlarının araştırılması
gerekir. Endomizyum antikorları diğerlerine göre daha spesifiktir.
Bu antikorlardan en az birisi pozitif olursa çölyak hastalığı
şüphesi ile ince barsak biyopsisi yapılması tanı için şarttır.
Alınan ince barsak biyopsisinin patolojik incelemesi sonucunda
villus atrofisi (parmaksı çıkıntıların yok olması) ve
intraepiteliyal lenfositlerin arttığının gösterilmesi çölyak
hastalığını düşündürür. Bundan sonraki aşamada gluten içermeyen
diyetle beslenen hastanın yakınmalarının kaybolması, anemi gibi
biyokimyasal bozuklukların düzelmesi, başlangıçta saptanan
antikorların yok olması ve en erken bir yıl sonra yapılan kontrol
biyopsisinde ince barsaktaki bozukluğun düzeldiğinin gösterilmesi
ile hastalığın tanısı doğrulanır (ESPGHAN kriterleri). Bazen bazı
hekim arkadaşlarımızın ince barsak biyopsisi yapmadan şüphelenilen
hastalara glutensiz diyet uyguladığını ve hastadaki klinik
düzelmeyi gözleyerek çölyak hastalığı tanısı koyduğunu
gözlemlemekteyiz. Günümüzde barsak biyopsisi yapılmadan sadece
diyet yanıtına göre çölyak hastalığı tanısı konulması kabul
edilemez. Tanıda şüphe olduğunda veya inek sütü alerjisi,
postenteritis sendromu ve giardiazis benzeri villus atrofisi
yapılabilen durumlar söz konusu olduğunda ayırıcı tanı yapabilmek
için gluten provokasyon testi gerekebilir. Sayılan bu hastalıklar
genellikle ilk iki yaşta görüldüğünden gluten provokasyon testi de
ilk iki yaştan önce tanı konan ve tanıda şüphe olan hastalarda
gerekir. Bu testin ilk biyopsiden kısa süre sonra yapılması
önerilmez. Üç yaştan önce yapılırsa dişlerde kalıcı bozukluklara
yol açabilmekte, ayrıca büyümeyi etkileyebilmektedir. Gluten
provokasyon testi çok sıkı takip altında yapılmalıdır. Öncelikle
mukozanın uygulanan glutensiz diyetle iyileşmiş olduğu görülmeli
(biyopsi ile) daha sonra da günde en az 10 gram gluten alınması
sağlanmalıdır. Klinik bulgular yeniden ortaya çıkar çıkmaz veya
laboratuar testleri pozitifleştiğinde yeniden biyopsi yapılarak
barsaklarda tekrar atrofi oluştuğu gösterilerek tanının
doğrulanması sağlanmalıdır.
Çölyak hastalığı nasıl tedavi edilir ?
Bugün için çölyak hastalığının medikal tedavi ile iyileştirilmesi
söz konusu değildir. Medikal tedavi sadece destek tedavisi
şeklinde olup anemi saptananlara demir verilmesi, gereğinde D
vitamini desteği veya villus atrofisine bağlı olarak sekonder
laktoz entoleransı gelişen hastalara bir süre süt ve süt ürünü
verilmemesinden ibarettir. Glutenin hastalığın patogenezindeki
rolü anlaşıldığı günden itibaren çölyak hastalığı tedavisinde
glutensiz diyet tedavinin en önemli kısmını oluşturmuştur.
Glutensiz diyette buğday, arpa, çavdar ve yulaf unu içeren her
türlü besin maddesinin yenilmesi yasaktır. Mısır ve pirinç toksik
olmayıp diğerlerinin yerlerine kullanılabilir. Gluten çölyak
hastaları için bir anlamda zehir olarak kabul edilir. Tedavide
gluten içeren tüm ürünlerin diyetten çıkarılması gerekir. Glutenin
diyetten çıkarılması ile hastalığın belirtilerinde kısa süre
içinde gerileme gözlenir. İnce barsaktaki histolojik bozuklukların
düzelmesi ise bir kaç aydan önce olmaz. Eğer iyileşme gözlenmez
ise ya diyet tam olarak yapılmamaktadır ya da hastalığın tanısı
yanlıştır. Hastalığın daha iyi tanınması, tedavi edilmesi ve
hastaların dayanışmasını sağlamak amacıyla kurulan ve bizim de
kurucu üyeleri arasında yer aldığımız Çölyakla Yaşam Derneği ile
işbirliği yaparak piyasadaki tüm ürünleri denetleyerek diyet
listeleri oluşturmaktayız. Gluten birçok üründe kullanılan bir
maddedir. Örneğin bir ruj bile gluten içerebilir. Hazır
yiyeceklerin hemen hemen hepsinde gluten maddesi kullanılır.
Glutensiz diyet zor bir diyetmiş gibi görülür. Ancak günümüzde
glutensiz un, bisküvi ve ekmek gibi ana besinler yanında çikolata
gibi bir takım ürünler de glutensiz olarak üretilebilmektedir.
İstanbul Belediyesi Halk Ekmek ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk
Sağlığı ve Hastalıkları'nın ortak çalışması ile çölyaklı hastalar
için diyet ekmek üretilmiş ve satışa sunulmuştur. Diğer taraftan
yine Anabilim Dalı'mız ile Eti Firması'nın ortak çalışması ile
ülkemizde ilk kez glutensiz bisküvi üretilmiş ve Eti pronot adıyla
piyasaya verilmiştir. Bunların haricinde çok sayıda firma
tarafından glutensiz un, makarna, gofret, çikolata ve benzeri
ürünler piyasaya verilmiştir. Bu konuda ayrıntılı bilgi Çölyakla
Yaşam Derneği tarafından hastalara sunulmaktadır. Günümüzde tüm
çölyaklı hastaların glutensiz diyete tam olarak uyması ve ömür
boyu sürdürmesi gerektiği konusunda fikir birliği vardır. |
|
|