|
Bebek ve anne, bebek bakımı, bebek beslenmesi, bebek hastalıkları
|
|
BENİ
YALNIZ BIRAKMA!
Birçok ana-baba,
çocuklarını ne denli sevdiklerini sık sık dile getirirler. Ancak,
çocuğun sevgi ihtiyacı sadece sözcüklerle karşılanmaz. Bir insanı
sevmek, onun gelişimsel ihtiyaçlarını, gerçeklerini anlamaya
çalışmayı da içerir.
Anne hamileyken bebeğiyle sanki içiçe geçmiş gibidir. Pek çok anne
adayı “nasılsın?” diye sorduğumda“ikimiz de iyiyiz” diyerek
karşılık verir karnını okşayarak. Bebek artık zamanı geldiğinde
ana rahminden dünyaya adım attıktan sonra, birey olmak yönündeki
adımlarını gelişim basamaklarına uygun olarak ortaya koyar. Yani,
ana karnından çıkmak suretiyle bu “içiçe geçme”, “tamamen ait
olma” durumu son bulur.
Artık bebek “bireyselleşme”, “bağımsızlık” bir deyişle
“farklılaşma” yolundaki adımlarını atmaya devam edecektir. Bu her
bireyin temel ihtiyaçlarındandır ve yaklaşık 15 aylıktan itibaren
ortaya çıkar. Bu, aslında uzun ayrılık sürecinin başlangıcıdır.
Çocuk, annesinden, çevresindeki diğer yetişkinlerden “ayrı” aynı
zamanda “farklı” olduğunu görebilmeye ihtiyaç duyar; çünkü “kendi
merkezini” geliştirmeye, kendini “varoluşunun merkezi” olarak
deneyimlemeye ihtiyacı vardır. Yani, birey olabilmek için önce ana
babanın desteğine ihtiyacımız var ama sonra da farklı olmaya,
ayrışmaya, kendi seçimlerimizi yapmaya ve bu seçimlerin
sonuçlarını deneyimlemeye ihtiyaç duyarız. Dolayısıyla, büyümek
için ailemin gelişimsel olarak kaldırabileceğim kadar hayal
kırıklığını, can acısını da yaşamama izin vermesine ihtiyacım var.
Eğer çok şanslı bir çocuk değilsem, annem veya babam çok endişeli
kişilerdir. “Beni koruma paravanı” arkasında, kendi kaygılarının
motivasyonuyla sürekli olarak benim “büyümek” için adımlar atmamı
engellerler.
Yani, anam babam benim , onlardan farklı, düşüncelerindeki kişiden
farklı olabileceğim gerçeğini göz ardı ederek kendi kaygılarını
bana yansıtırlar.
Örnek olarak, Şirin yeni adımlar atmaya başlayan 14 aylık bir
bebektir. Dünyaya ayaktan bakabilmenin sarhoşluğuyla yeni şeyler
denemek isteyerek bazen adımlarını hızlandırma girişimlerinde
bulunmaktadır. Fakat kronik olarak kaygılı olana ve kaygılarının
kendisine ait olduğunun farkında olmayan annesi her seferinde
“aman kızım düşersin” diyerek onu kucağına alarak Şirin’i
durdurmaktadır. Veya, Ali aylarca annesinden meme emdikten ve
annesinin kendisini kaşıkla beslemesini kabul ettikten sonra yeni
şeyler denemek istemektedir. Fakat artık kendi yemek yeme
denemelerine girişmek istediğini belirtircesine annesinin elinden
kaşığı almaya çalıştığı zamanlarda annesi tarafından hep “aman
üstüne dökersin” diyerek durdurulmaktadır.
Diğer yandan, çocuğun, özerklik hedefini anlayan ana baba ise,
onun yeni sorumluluklar altına girmesini destekler:
“aferin,yapabilirsin” der.
Bebek, ilk emeklemeye başladığında kucağınızdan yere inip biraz
uzaklaşmak ister. Sizin de o uzaklaşırken onun uzaklaşmasına izin
vermenizi bekler. O döndüğünde de ve sizin kucağınıza gelmek
istediğini belli ettiğinde, sizin de onu almaya hazır olmanıza
ihtiyaç duyar. Önceleri emekler, sonra sıralar, sonra elinden
tutularak yürür, sonra da kendi başına yürür. Yürürken annesinden
uzaklaşırken de annesinin orada olduğundan emin olmak ister.
Birkaç adım attıktan sonra koşarak annesinin orada olup olmadığını
kontrol eder. Annesinin, kendisinin uzaklaşması karşısında ne
hissettiğini anlamak için de sürekli olarak annesinin suratını
inceler. Böylece büyümek için adım atan çocuk annesinin
duygularını sezerek “bireyselleşmek” için attığı adımların kabul
görüp görmediğine karar verir. Bu dönemdeki donanımı yetersiz olan
çocuk, yetişkinlik dünyasına eksik bir temelle başlar. Hayat boyu
ötekilerden “ayrışmayı”, “farklılaşmayı”, “bağımsızlaşmayı”
gerektiren her adım onun canını acıtır.
Kendi annesinden “farklılaşma”, “ayrışma”, “bağımsızlık” döneminde
yeterli desteği bulamamış olan yetişkin bir danışanımı
hatırlıyorum. Şimdi de çocuklu bir yetişkin olarak çocuğunun
yürümeye başlayarak kendisinden uzaklaşmasını “terkedilme” olarak
yaşıyordu. Bir gün sıkıntılı bir suratla “bu çocuk herhalde 18’ine
gelmeden evden ayrılır” dediğini hatırlıyorum. Kendi annesinden
“farklılaşarak” bağımsızlığını edinmeye çalıştığı dönemlerde
annesinden destek göremememin yaşattığı acı verici duygularıyla en
çok da “yalnızlığı” ve “utancı” ile ilgili farkındalıkları arttı.
Fakat çocuğu yuva çağına geldiğinde “ayrılık kaygıları” tekrar su
yüzeyine çıktı.Tabii ki annesinin ayrılma kaygılarını suratından
okuyan çocuk da yuvaya başladığında annesini bırakmakta çok zorluk
yaşadı. İlerleyen zamanda, annenin kendi annesinden ayrılmaya
çalıştığı dönemlerde yaşadığı duyguların üzerinde çalışınca,
çocuğunun yeni gelişim aşamasında daha becerikli bir eşlikçi
olarak hareket etti.
Ana-babalar bizleri ayrı birer varlık olarak görememiş olabilir,
ama eğer biz ana babalar olarak farkında olmadan çocukluk
döneminden bugünlere taşıdığımız acılarımızın kontrolü altında
çocuklarımızla ilişki kurarsak gerçek anlamda yetişkinliğe ulaşmış
sayılamayız ve çocuklarımızın ihtiyacı olan desteği onlara
veremeyiz.
UZMAN KLİNİK PSİKOLOG
HANDE KILINÇ KUNT.
İLETİŞİM ADRESİ:
kilinc_hande@yahoo.com
|
|
Bebek ve anne, bebek bakımı, bebek beslenmesi, bebek hastalıkları
|