|
Bebek ve anne, bebek bakımı, bebek beslenmesi, bebek hastalıkları
|
|
DEPRESYONUN ORTASINDAKİ YALNIZLIK
“Hayatım boyunca hep
başkalarının beni “yeterli” görmesi için uğraştım. Kendimle ilgili
ne hissettiğimi veya düşündüğümü bile bilmiyorum. Zaten bunun ne
önemi var ki… Diğerleri beni “yeterli” bulmadıkça benim kendimle
ilgili düşüncelerimin hiçbir önemi olamaz…”dedi. Sesindeki
acılığı, gözlerinde uçuşan renkleri fark ediyordum. Zaman zaman
elleriyle yüzüğünü ovuşturup gözleri uzaklara dalıp gidiyordu.
Yaşamın başlangıcından itibaren bebeğin kendisiyle ilgili hisleri
bebeğin dünyaya gelirken sahip olduğu “potansiyel” özellikleri ve
çevresindekilerle yaşadığı “tecrübelerinin” birleşimiyle
şekillenir. Bebeğin kendiliğinin canlılığını belirleyen şey ise,
onun sahip olduğu özellikleri anlamaya çalışan ve bunların kendini
ortaya koyması için meraklanan ve heyecanlanan annenin ve/veya
hayatındaki diğer bakıcıların varlığıdır (White, 1986). Bebeğin
ihtiyacı olan tepkileri verebilen ötekilerin varlığı onun
kendisini iyi hissetmesini sağlar. Duygularının duyulduğunu, kabul
edildiğini hissetmeye olan ihtiyacı doyurulduğu zaman o da
kendisini bir bütün olarak hisseder.. Bu ihtiyaç beşikten ölüme
kadar sürer. Yaşam boyunca bilinçdışı da olsa çevremizde
ihtiyacımız olan tepkileri veren birileri olduğu hissini yaşamak
isteriz. Fiziksel olarak hayatta kalmak için oksijene ihtiyaç
duymamız gibi psikolojik olarak hayatta kalmak için de ihtiyacımız
olan tepkileri almak isteriz (Wolf, 1980; cited in Wolf, ).
Çocuk yaşına uygun ihtiyaçlarına cevap bulamadığında
“parçalanmışlık” hissi yaşar. Bu durumda, çocuk yaşadığı hayal
kırıklığına karşı kendini korumaya almak için içsel yapısında bazı
değişiklikler yapar. Yetişkinlik dönemine eriştiğinde içinde
bulunduğu koşullar çocukluk döneminden farklı olduğu halde o
dönemlerde kendini tehlikelere karşı korumak için giydiği
üniformayı çıkartamaz. Geçmişte kendini korumak için giydiği
üniforma sanki artık bedeninin bir parçası olmuştur. Bir zamanlar
kendini korumak için bulduğu yöntem bugün onun çevresinden g elen
yumuşak dokunuşları da fark etmesini engellemektedir. Sanki
kişinin çocukluktaki psikolojik makyajı onunla bir ömür boyu
kalır. (Wolf, 1988). Çevresindekilerden ihtiyacı olan tepkileri
alamamanın yaşattığı hayal kırıklığı sadece çocukluk dönemine özgü
değildir. Yetişkin olarak da temel ihtiyaçları olan destek, fark
edilme ve/veya kabullenilme ihtiyaçları yeterli derecede
karşılanamadığında da kişi yoğun şekilde diğerleriyle ilgili
olarak hayal kırıklığı deneyimler (Toplhin, 1986). Buna karşılık
özgüveninde azalma, kaygı, boşluk, depresyon veya değersizlik
duyguları hisseder. Kısacası, kendilik hissinde “parçalanmışlık”
yaşantılar (Wolf, 1988).
“İş yerinde önerilerimi beğenmediklerinde kızıyorum. Aslında
beğenip beğenmediklerini onlara sormama bile gerek yok. Yüzlerine
bakıyorum, beden hareketleriyle gönderdikleri mesajlara bakıyorum
ve anlıyorum hemen... “Yine beğenilmedim, yine yetersizim”... İşte
yine o ses... İşte hayatımda sürekli yanı başımda benimle yürüyen
ses... Onların söylediklerini duymama bile gerek yok. Ben
anlıyorum onların ne düşündüğünü... Zaten bir şey söyleseler de
duyamıyorum. Arkada çalan müzik o kadar yüksek sesle çalıyor ki...
Diğer duyabileceğim bütün sesleri duymamı engelliyor. Arkada hep
aynı detone melodi...“Yine yapamadın, zaten yapamazdın,
söylemiştim sana yapamazsın, boşuna uğraşma”... Vazgeçmiyorum...
Vazgeçemem... Bu projede beğenilmedi ama asıl proje üzerinde
çalışmalıyım. Zihnimdeki ses “büyük projeyi” unutma” diyor. Büyük
proje, hayatımın projesi... Hayatımın projesi: Ne olursa olsun
asla bırakma, uğraş bir gün mutlaka... Gözlerimden yaşlar
süzülüyor, canım acıyor, kızıyorum ama kime bilemeden...
Duymuyorum söylenenleri... Tek duyduğum içimdeki acı... Duyuyorum,
ağlıyor o... Küçük ama çok küçük... Hani annesinin ve babasının
söylediklerinin veya söylemediklerinin “tek gerçek” olduğu
günler... Anı parçacıkları uçuşuyor gözlerinin önünden. Misafirler
gelmiş ısrar ediyor annesi “hadi yeni öğrendiğin parçayı çal, hani
şu zor olanı”. Herkes ona bakıyor. Yeni öğrendiği parçayı çalacak
Parmakları yanlış tuşlara basıyor, salondan “hay Allah” sesleri
geliyor. Misafirler “olur olur problem değil” diyorlar. Annesi ve
babası azarlıyorlar herkes gittikten sonra. “Salak rezil ettin
bizi. Hiçbir şeyi beceremiyorsun. Döktüğümüz paralar hep boşuna.
Yapamayacaksan bari uğraşmayalım.”... Buna benzer sayısız anı
parçacıkları uçuştu gözlerimin önünden... Toplantı odası doluydu
ama kendimi yapayalnız hissediyordum. Kalabalıkların arasında hep
yalnız hissediyordum zaten... Aslında çok “kalabalıktım”..
İçimdeki sesle beraber hep “kalabalıktım”... Ama diğerlerini
duyamadığım için de çok “yalnız”...Kızabilmiş miydim
hatırlamıyorum. O zamanlar var oluşumun sebebi olan annemle babama
nasıl kızabilirdim ki?. Hep onlar vardı.. Hep onlar... Ben hiç
kendi “melodimi” oluşturamadım. Onların istediği “parçaları”
çalmayı öğrenmeliydim. Ben zaten hangi parçanın çalınması
gerektiğini bile bilemezdim. Onlar biliyorlar ya... Benim bilmemin
ne önemi var...
Çocuk kendisine acı yaşatan kaynağa öfkesini yöneltemez ve
kendisine sevgi ve güvenlik hissi verebilecek tek umudunu da yok
etme riskini göze alamaz. Reddedilmesinden dolayı yaşadığı
suçlamaları kabul eder. Aynı zamanda, ötekilerin sevgisine değer
olmadığını düşünerek kendisini suçlar. Değersizlik duyguları,
kendini suçlama düşünceleri, hızlı duygusal değişimler bazı
depresif durumları tarifler. Kişinin içteki olumsuz düşünce
süreçleri veya iç dia loğu burada kontrol sahibidir (Firestone,
1987).
Psikodinamik ve gestalt bakış açısıyla yürütülen psikoterapi
sürecinde ihtiyaç duyduğu ilişkileri, temasta yaşadığı
tıkanıklıkları, artık bilinçdışında olan anıları üzerinde
çalıştık. Psikoterapide yaşadığı ilişki tarzı geçmişte
ilişkilerinde doyurulmamış ihtiyaçlarıyla ilgili anılarını çok
yoğun şekilde hatırlamasına sebep oldu. Bunlara eşlik eden
duyguları deney imlemek yerine bir süre terapide benimle kurduğu
ilişkiye korkuyla ve kızgınlıkla yaklaştı. İhtiyaçlarıyla ilgili
konuşması ve duygularını fark edip ifade edecek bir dilinin
olmaması terapinin ağır adımlarla ilerlemesini gerektirdi.
REFERANSLAR:
Tolphin, M. (1986). The self and its selfobjects: A different
baby. Progress in Self Psychology, 2, 115-128.
Wolf, E. S. (1988). Treating the self. New York: The Guilford
Press.
Firestone, R. W. (1987). The fantasy bond: Structure of
psychological defenses. Santa Barbara: The Glendon Association.
White, M., T. (1986). Self relations, object relations, and
pathological narcissism. Andrew P. Morrison (eds.). Essential
papers on narcissism. New York: New York University Press.
UZM. KLİNİK PSİKOLOG HANDE
KILINÇ KUNT
İLETİŞİM ADRESİ:
kilinc_hande@yahoo.com |
|
Bebek ve anne, bebek bakımı, bebek beslenmesi, bebek hastalıkları
|