|
Bebek ve anne, bebek bakımı, bebek beslenmesi, bebek hastalıkları
|
|
İHTİYAÇLARIM VE BOŞLUK
“İhtiyacım mı ne?” diye
şaşkınlıkla sordu. Kafası karışmış görünüyordu. 30’lu yaşlarının
başlarında, iyi öğrenim görmüş, iyi bir işi olan, tek çocuklu
yetişkin bir kadındı. Kontrol etmekte zorlandığı “öfke”, yaşama
dair hissettiği “boşluk, anlamsızlık” duygularıyla terapiye
başvurmuştu. Kızının isteklerini de duymakta zorlanıyor ve ona da
içten içe kızıyordu. “Hiç iyi bir annelik yapamıyorum” diyerek iç
geçirdi. “Hayatımda daha önceden bana ihtiyacımın ne olduğunu
soran olmadı ki… Ne istediğimi bilmiyorum” diyerek ağlamaya
başladı.
Oya Hanım’ın çocukluk yılları “onun için neyin iyi olduğunu”
bildiğini söyleyen ebeveynlerinin isteklerini karşılamakla
geçmişti. Şanslı bir çocuktu ki, sahip olduğu zihinsel zeka ve
becerileri ana-babasının isteklerini karşılamaya yetiyordu.
Annesine sorduğunda “herkesten önce tuvaletini öğrendin, herkesten
önce konuşmaya başladın” derdi gururla. “Hiç ağlamazdın hep
güleryüzlü bir bebektin” diye de eklerdi annesi. “Gerçekten
çektiğim acıları ne yaparmışım” diye sordu gözlerini önüne
indirerek.
Çocukluğunda hatta sonrasındada kimsenin gerçekten “onunla”
olduğunu hatırlamıyordu. “Ben” yoktum…”Benim kim olduğumun,
ihtiyaçlarımın, isteklerimin neler olduğunun kimse için bir değeri
yoktu ki…” diyerek devam etti anlatmaya. Oyun oynadığını bile
hatırlamıyordu. “Öğretmenlerim beni sınıfın en uslusu diye
severlerdi” dedi. . Onların sevgisini kaybetmemek için okuldada
hiç istediğim gibi arkadaşlarımın peşinden koşamadığını
anlatıyordu…Bir yanı arkadaşlarına uymak isterken bir yanı da
hayatındaki önemli kişilerin isteklerini karşılamaya yenik
düşerdi.
Kendisine hayatta alan açabilen, yaşamın içine katılabilen
ana-babalar ve onların çocukları galiba hayata daha şanslı
başlıyorlar. Çocukluk döneminde oyun oynayabilmiş olanlar,
yetişkin olduklarında daha yaratıcı olabiliyor ve yaşamın
getirdikleri karşısında daha esnek davranabiliyorlar. Bu kişiler
yaşamın içinde varlıklarını daha fazla hissedebiliyorlar. Kendi
alanlarına girenleri tanımlamakla “ben” olanla “ben olmayanın”
ayrımını yapmış oluyorlar. Kendi yaşam oyunlarında, alanlarında
master olabilen ebeveynler, çocuklarının “ben olmayan” olduğunun
farkında oluyorlar. Yani, kendi ihtiyaçlarıyla çocuklarının
ihtiyaçlarını birbirinden ayırabilip çocuklarını kendi
ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmıyorlar. Diğer yandan, iyi
yaşama konusunda kendi sorumluluğunu gereğince üstlenememiş
ana-babaların da bunu gerçekleştirebilmesi oldukça güç oluyor.
Yaşamda kendi sınırlarını çizememiş kişilerin zaten başkalarının
duygusal ihtiyaçlarını algılıyabilmesi beklenemez.
Yaşamın içinde herbirimizin ihtiyaçları var. Fakat ihtiyaçlarımızı
karşılamak için çevreden bize sağlanan kaynakların uygun olup
olmadığına bakarız. Kendi ihtiyaçlarıyla çevrenin ihtiyaçları işte
böyle çatışan nice Oya Hanım’lar var. Çocukluk yıllarını hatta
yetişkinlik yıllarını “kendi ihtiyaçlarının farkında olmadan ama
ötekilerin ihtiyaçlarının fazlasıyla farkında olarak dolayısıyla
onların sevgisini kaybetmemek için sürekli çabalanarak”
geçirirler. “Benden hep sakin bir insan olmam beklendi. O sebeble
kan ter içinde eve koşarak hiç gelemedim” dedi. İçe aldığı
mesajların etkisiyle, kendi ihtiyaçları ile ailesinin ön yargıları
arasındaki dengeyi sağlayamamıştı.
Görüşmelerde kızının hareketli bir çocuk olduğundan da yakındığı
olurdu. Daha sonra farketti ki, aslında kızı, yıllar boyunca Oya
Hanım’ın kendinde yaşama alanı veremediği “istediği gibi varolma”
ihtiyacını doyasıya yaşadığı için onun davranışlarından
rahatsızlık duyuyordu. Kendi içindeki “hareketli, spontan” yaşayan
kısımla tanışınca kendi kızını daha kolay kabullenebildi. Böylece
kızının kendisinden farklı olmasına daha kolay uyum sağlamaya
başladı.
İhtiyaçlar duyulmayınca, bu durumun yarattığı yoğun duygulanımla
başedecek kapasitesi yetersiz olan çocuk, artık bu ihtiyaçlarını
karşılamaktan vazgeçer. O eski ihtiyaçları ise, doyurulmak için
yetişkinlik yaşamında onu dürtükleyip dururlar. Yaşama yetersiz
donanımla giren çocuk-yetişkin ise ne yapacağını bilemeden sadece
içindeki “boşluğun” sesini duyar.
Ben çok ağladım ama duymadılar kapattım sonra kapılarımı kendime,
diğerlerine... Kendi oyunlarımı oynamama izin vermedikleri için
onların seçtikleri oyunlardaki rolleri aldım....Ama sonra boşluğa
çarptım... Kendime yabancılaştım...İhtiyaçlarımın ne olduğunu
bilmiyorum ki “ben”i bileyim... Boşluk...
UZMAN KLİNİK PSİKOLOG
HANDE KILINÇ KUNT.
İLETİŞİM ADRESİ:
kilinc_hande@yahoo.com
|
|
Bebek ve anne, bebek bakımı, bebek beslenmesi, bebek hastalıkları
|