|

|
|
ÇOCUĞUMUZU
KABUL EDEBİLMEK
Devir teknoloji
devri.. Değerlerin değiştiği, insanın bireyselleşmesinin makbul
olduğu, her anlamda insanlar arası yarışın desteklendiği,
duygusallığın acizlik, duygulardan derinlemesine konuşmanın sıkıcı
bulunduğu, markaların ön planda, sanal ortamlarda arkadaşlıkların
revaçta olduğu bir devirde yaşıyoruz. Zamana ayak uydurabilmek
için anne babalar koşuyor, farkında bile olmadan değişen bu
değerleri içlerine sindirip yaşam biçimleri haline getiriyorlar.
Bütün bu koşuşturmaca içinde çocuklar ve onları yetiştirme
şekilleri de nasiplerini alıyor. Çocuk doğar doğmaz –belki de daha
öncesinde- onunla ilgili planlar kafalarda oluşuyor. Ata mı binse,
baleye mi gitse yoksa piyano mu çalsa acaba?? Hangi yuvaya, sonra
da hangi özel okula gitse? Hatta belki de hayallere dalmaya
başlanıyor “sonra da yurt dışında master’ını nerede yapsa?”....
Çocuğun “anne babaların belirlediği” amaçlara ulaşması için akıllı
olması gerek tabi. Bunun için araştırılıyor, çocuğun zekası nasıl
geliştirilebilir diye. Ortalıkta zeka geliştirdiğine inanılan ne
kadar oyuncak varsa satın alınıyor. E tabi bütün bu hedeflere
ulaşabilmek için para kazanmak gerek, hem de çok. Çocuğun
geleceğini hazırlamak uğruna gece gündüz çalışılıyor. Eve yorgun
argın geliniyor, çocukla ilgilenmeye vakit ve enerji bile
kalmamış, bazen uyumadan onu görebilmek bile mümkün olamıyor.
Böyle bir senaryoda sadece çocuk değil, anne babalar da zararlı
çıkıyor. Çocuklar için önlerinde, hırs ve yarışın değerli olduğu
mekanik bir dünya; anne babanın ise “niye çocuk yaptıklarını bile
hatırlayamadıkları”, bir çocuk sahibi olmanın gerçek tatlarına
varamadan çocukların büyüdüğü bir hayat...
Peki kötü birşey mi çocuğu baleye göndermek, piyano dersi
aldırmak? İmkanlar elverdiğince çocuğa fırsatlar sunmak elbetteki
kötü olamaz. Fakat bunları yaparken aslında bunu kimin istediğini,
bizim kafamızdaki çocuk imajına uysun diye çocuğumuzu kenarından
köşesinden törpülemeye çalışırken asıl çocuğumuzun kim olduğunu,
onun bireysel kişilik özelliklerini ve asıl kendi isteklerini
kaçırıp kaçırmadığımızı farkedelim. Kafamızdaki çocuğu bir kenara
bırakıp kendi çocugumuzu oldugu gibi kabul edebiliyor muyuz, bunu
sorgulayalım.
Çocuğu olmadığı birşey yapmaya çalışmak onun ruhuna zarar verir.
Kendi anne babası tarafından kabul görmediğini hisseden bir
çocuğun özgüveni örselenir. Kendini orataya koymakta, isteklerini
ifade etmekte zorlanır. Anne babasıyla ilişkisinde olduğu gibi,
hayatta hep başkalarının istediği gibi biri olması gerektiği,
ancak böyle olduğunda kabul görüp sevilmeye değer bulunacağı
duygusu gelir içine yerleşir. Çocuklar “sadece kendileri”
oldukları için anne babalarının onları seveceğinden emin
olduklarında hayatta kendiyle barışık, rahat, özgüven sahibi
olmanın ilk adımlarını atmış olurlar.
Oyuncaklara gelince; keyfi iki günde tüketilen bütün bu görsel ve
mekanik materyallere gerçekten ihtiyacı var mı çocuğumuzun acaba?
Yoksa onun bütün ihtiyacı yerde el ele, kucak kucağa yapılan bir
sohbetteki iletişimin samimiyetini ve sıcaklığını hissedebilmek
midir? Bir kap, bir de kaşık bebeğine yemek yedirmek, puftan
yapılmış bir sahnede iki bez kuklayı konuşturmak, iki sopayı at
yapıp birlikte evin içinde koşturmak.... aslında bu kadar yalındır
çocuk. Gözünün içine bakmayı, ruhuna değmeyi bilmek, istemek
gerek.
Bihter Mutlu Gencer
Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı
ELELE Çocuk ve Aile Psikolojik Danışmanlık, Gelişim ve Eğitim
Merkezi
Tel: 0212 223 91 07 |
|
|